BANDIRMA KALİTELİ BİR ŞEHİR Mİ?
Uzun zamandır gittiğim bir kafede bir şeyin farkına vardım. Garsonların müşterilerine karşı olan hoş olmayan, ilgisiz tutumları. Hadi dedim, kötü bir gün geçiriyordur. Sonra yine aynı. Anladım ki bunun kötü geçirilen günlerle alakası yok. Konu dikkatimi çekti...

Uzun zamandır gittiğim bir kafede bir şeyin farkına vardım. Garsonların müşterilerine karşı olan hoş olmayan, ilgisiz tutumları.
Hadi dedim, kötü bir gün geçiriyordur.
Sonra yine aynı.
Anladım ki bunun kötü geçirilen günlerle alakası yok.
Konu dikkatimi çekti acaba diğer yerlerdeki garsonlarda mı böyle dedim, gözlemlerimden çıkan sonuca göre üç aşağı beş yukarı çizgi aynı. Anlaşılan "garsonlarımız mutlu değil" dedim.
Üç beş garson arkadaşla sohbet ettik, konuyu onların açısından da değerlendireyim dedim. Anlattıklarına bakarsak onlar daha haklı geldi. Kadın garsonların yaşadıkları ise daha da elim.
Asılan mı istersin, telefon numarası isteyen mi, taciz edercesine bakan mı, hey bu çay soğuk, bu çay açık biz bunu istememiştik gibi zorbaca davranışlara maruz kalıyorlarmış. Çoğu yerde sosyal güvenceden uzak, hak edilenin altında alınan ücretler, patronun senden başka eleman mı yok tehditleri de işin cabası...
Peki, suçlu kim?
***
İşletmeciler de kendince haklı. Artan maliyetler, bugün gelip yarın gelmeyen güvensiz elemanlar, kiralar, elektrik gibi maliyeti sürekli artan giderler ve daha birçok şey...
Tamam, herkes haklı ama suçlu kim?
Sahil kenarında şöyle mis gibi çayımızı yudumlarken ya da yemek yerken, bazen alkollü yerlerde biraz kafaları demlerken, batan güneşi seyre dalıp, uzaklara yelken açarak anıları yad ederken, kabaca gelip hesabı alalım abi devrediyoruz, abi orası rezerve ya da çok çocuklu ailelere ilgisiz yaklaşım veya bir çay için dört defa seslenmek, hele insanın yüzüne bile bakmadan pat diye tabağı koymalar.
Kendimizi mahcup hissedip kendi paramızla rezil mi olacağız deyip bir daha oraya gitmemeye çalışıyoruz.
Burada kalite devreye giriyor.
Kalitenin birçok açıdan tanımı vardır ama sonuca bakarsak "müşteri memnuniyetine ve sağlığına dayanan mutluluk" demek yanlış olmaz. Ürün ya da hizmet, talebimizi karşılamıyor ve bizi sağlık ve yaşam anlamında tehdit ediyorsa o ürün veya hizmet kalitesizdir.
Geçmişe baktığımızda hala ayakta kalan işletmeler, dolayısıyla markaları, ürünleri veya hizmetleriyle bizlerin güvenini kazanmışlardır. Markalarını, isimlerini, logolarını görünce olumlu yönde kararımızı veririz.
Kaliteyi korumak, yaratmaktan daha zor derler.
***
Maalesef günümüzde hızlı tüketim alışkanlıklarıyla değişen beklentilerimizle duymaya alışık olduğumuz, “Hoş geldiniz, müşteri veli nimettir, müşteri her zaman haklıdır, yine bekleriz efendim, afiyetler olsun, iyi günlerde kullanın, berektli olsun, her zaman bekleriz, memnuniyetiniz, bizim için çok değerli, bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz, memnun kalmazsanız geri alırız, güle güle” benzeri sözleri hepimiz bir şeyler satın alırken veya yerken duymuşuzdur.
Bu sözler kalitenin yakalanmasında ve korunmasında müşteri memnuniyetini hedefleyen sözlerdir...
Ancak günümüzde, neredeyse birçok şeyde olduğu gibi bu sözlerin de içini boşalttık. Kaliteyi belirleyen bizler kalite eşiğini çok düşürdük. Aldığımız ürün ve hizmette kaliteyi ölçemeyecek seviyeye geldik neredeyse.
Ve sorun burada başlıyor toplumun her alanında yer alan bizler davranışlarımızla alışkanlıklarımızla beklentilerimizle hizmetlerimizle şehrin kalitesini de belirleriz.
Verdiğim garson örneğini, hayatın her alanından örneklerle çoğaltmak mümkündür.
Otobüs şoförlerinden neredeyse tüm yolcular şikayetçi. Yok, zamanında gelmiyor, yüzümüze bakmıyorlar, soru soruyoruz bizi tersliyorlar, ayakta aşırı yolcu alıyorlar, deli gibi otobüs kullanıyorlar, kaba konuşuyorlar, şoförlerin çoğu yaşlı ve kaza yapacaklar diye korkuyoruz.
Otobüs şoförleri de yolculardan şikayetçi.
Herkes alakasız soru soruyor, kimi zorbaca yaklaşıyor, hakaret ediyor, tehdit ediyor, trafikte diğer şoförler yol vermiyor, ücretler yetersiz, çalışma saatlerimiz çok uzun, bizde insanız yoruluyoruz, geriliyoruz.
Belediye veya otobüs sahipleri ise hem yolcudan hem de şoförlerden şikayetçi. Biz amme işi yapıyoruz, talimat dışına çıkamıyoruz, biz insanlara iş, aş veriyoruz, halka hizmet ediyoruz.
Otobüs sahipleri de diyor ki: Biz zaten ne kazanıyoruz vergiler şoför parası, parça parası, tamir parası. Toplu taşımaya binen memnun değil, kullanan memnun değil, hizmeti sağlayan memnun değil. Şehrimizin hizmet ve ürün sunan işletmelerin, kişilerin ve kurumların varlıkları şehrin yaşam kalitesini belirleyen başlıca faktörleri belirler.
Bunlar;
Ekonomik yapı: Adaletli bir gelir dağılımı, ekonomik potansiyel ve benzerleri.
Sosyal-kültürel ortam: Bireysel özgürlükler, sosyal sınırlamalar, sanatsal yaratıcılık ve benzerleri.
Sağlık ve hijyen: Sağlık hizmeti veren kurumlar ve hizmetler, sağlıklı altyapı, çevre ve hava kirliliği ve benzerleri.
Eğitim ve okullar: Okulların sağladığı olanaklar, eğitim seviyesi, eğitim alternatifleri ve benzerleri.
Kamu hizmetleri, altyapı, ulaşım ve haberleşme: Elektrik, su, iletişim hizmetleri, çarşı pazar, toplu taşımacılık, trafik sıkışıklığı ve benzerleri.
Eğlence ve dinlenme: Tiyatrolar, sinemalar, spor tesisleri, restoranlar, dinlence ve benzerleri.
Tüketim malları, çarşı pazar: Gıda, günlük tüketim, cihazlar ve araçlara erişim.
Konut ve hizmetler: Konutlar, ev eşyaları, mobilya, bakım hizmetleri ve benzerleri.
Doğal Çevre: İklime dayanıklılık, afet riski, doğal yaşam ve benzerleri.
***
Bir şehrin kalitesini, o şehrin vatandaşlarına sunduğu kaliteli yaşamı sadece yukarıda sıraladığımız faktörlerin varlığı belirlemez. Bu faktörlerin sahip olduğu standartların yüksekliği ve bu standartlar içinde mümkün olduğunca birinin diğerine yakın olması belirler. Yani, toplam kaliteden söz edebilmeliyiz. Şehrin yolları bozuksa, sahil bandının iyi olması bir şey ifade etmez. Lokantaları iyi olsa bile müşteri ilişkileri zayıfsa yine bir şey ifade etmez. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Elbette ki bunların hemen tamamı ekonomiye ama önce eğitime bağlıdır.
Burada iğneyi kendimize batırıp, her ne iş yapıyorsak kaliteli yapmak gereğinde olduğumuzu unutmamalıyız.
Önce kendimizden başlayıp kaliteli insan olmak ve bir insana yakışır muamele görmek için çalışmalıyız.
Sizce Bandırmamız bu faktörlerin ne kadarını sağlıyor, kaliteli bir şehir miyiz?
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı