RÜZGÂRLA GELEN "KÖR TESADÜF" VE ZEYTİN EFSUNLANMASI...

Temmuz’un bağrında, termometrelerin çıldırdığı o kavurucu haftalarda tık yoktu. Ne zaman ki tatlı tatlı rüzgârlar esmeye başladı, nedense memleketin Dicle’den Ege’ye dört bir yanı alev almaya karar verdi.
Tabii ki hemen hazır reçete önümüze kondu: "Efendim, iklim değişikliği!"
Peki, insanın aklına takılmıyor mu? Basra Körfezi’nde, Arabistan çöllerinde termometreler 50-60 dereceleri vururken, asfalta bırakılan otomobiller bile sıcaktan erimiyorken; bizde hava 39 dereceyi görünce koca Orman kuşağı birden kendi kendine alev almayı nasıl başarıyor? İspanya’da, Akdeniz havzasında bu sıcaklıklar nasıl oluyor da tam rüzgârın kanatlarına takılıp tek merkezden düğmeye basılmış gibi patlıyor?
Bize yutturulmaya çalışılan o kadar çok şey var ki...
Mega yangınlar ve hücresel büyüme
isin bilimi ortada malesef.
Kuraklık ve sert rüzgâr birleştiğinde durum "sıradan bir orman yangını" olmaktan çıkıyor, birer Mega yangın canavarına dönüşüyor. ABD yangın raporları bas bas bağırıyor; ilk 30 dakikada müdahale edemezsen, 3 saat içinde o yangının yaydığı enerji Hiroşima’ya atılan bombanın iki katına ulaşıyor. Havadan atılan su bile daha toprağa değmeden buharlaşıyor. Seferihisar’da olduğu gibi, yangın sönmüyor; yanacak ot, çöp, ağaç kalmadığı için "doyuma ulaşıp" kendi kendine duruyor.
TÜBİTAK, MAM ve BM raporları basım basım basıyor. Hadley hücreleri genişliyor, subtropikal kuşak Karadeniz’e kayıyor. Önümüzdeki bir iki nesil sonra Karadeniz Akdenizleşirken, Ege kıyıları Lübnan ve Mısır iklimine dönecek.
Tamam, doğa değişiyor. Peki ya insan eli?
Neden özellikle zeytinlikler, neden Akdeniz'in o bin yıllık gövdeleri kül ediliyor?
Ezoterik ve kadim öğretilerde zeytin ağacı, sadece bir meyve ya da yağ kaynağı değildir. Gökyüzünün en parlak kaynağı olan Sirius yıldız sisteminden süzülen kozmik frekansları, rezonansı bir anten gibi emip toprağa sadakatle hapseden yegâne canlıdır. Zeytin, toprağın frekansını dengeler; insanın ve doğanın dışarıdan gelecek yapay rezonanslara karşı dirençli kalmasını sağlar.
Peki, küresel ölçekte insanı, hayvanı, kitleleri kendi kurdukları dijital ve frekansiyel ağlarla kontrol etmek isteyen akıl ne yapar? Toprağın ve insanın o doğal koruma kalkanını kesmek ister. O kalkanı kesmenin en kestirme yolu ise, Sirius’un frekansını toprağa taşıyan zeytin ağaçlarını tek tek yakıp kül etmektir. Zeytin yoksa, direnç yoktur; zeytin yoksa, geriye sadece suni frekanslara açık hale getirilmiş kitlesel bir biat kalır.
Yangın söndü de ama sorular tütüyor
Şimdi biz bunu söyleyince "Çok hayalperestsiniz" diyecekler. Sayın yetkililer ve rapor tutucular rahat olsun; biz sadece meteorolojik çelişkilere şaşırıyoruz!
40 derecede memleketi yakan ama 60 derecede Arabistan'da bir çöpü bile tutuşturmayan o hikmetli iklim krizine, rüzgârı bekleyen akıllı kıvılcımlara ve nedense hep en stratejik zeytinlikleri "yanlışlıkla" bulan o meşum alevlere hayretle bakıyoruz.
Alevler söner, kül kalır; ama bu milletin aklıyla alay edenlerin yaktığı o ateş, gün gelir kendi tezgahlarını sarar.
YAZAR: Meliha ATEŞ
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
"KATRANI KAYNATSAN OLMAZKİ ŞEKER, CİNSİNİ SEVDİĞİM CİNSİNE ÇEKER"
Atalarımız her zaman ki gibi gördükleri yaşadıkları, karşılaştıkları birbirine benzer durumları anlatacak ne kadarda anlamlı bir sözde bulunmuş.