BİR KELAMIYLA BİR DEVRİ ANLATAN ŞAHSİYET...
Hasan Basri Akşener: Bazı insanlar vardır; bir meclise girdiklerinde yalnız bedenleriyle değil, taptaze bir fikir rüzgârıyla gelirler. Henüz siz cümlenizi bitirmeden ne demek istediğinizi kavrayan o kıvrak zekâ, keskin bir mizah anlayışıyla birleştiğinde ortaya sıradan bir sohbet değil, âdeta tadına doyum olmaz bir edebî eser çıkar.

İşte SAYIN ; Akşener, bilgiyi bir süngerin suyu emdiği gibi bünyesinde toplayıp hayata ve siyasete uyarlayan böyle nadir bir şahsiyettir.
Kendisini moderatörlük yaptığım bir canlı yayında tanıdım. Ben klişe sorular sorup köşesine çekilen, sırf "ağzından laf alayım" derdiyle mikrofon uzatan bir gazeteci olmadım hiçbir zaman. İnsanları anlamak, ruhunu okumak, o sohbetin derinliğinde süzmek isterim. Hasan Basri Bey ile gerçekleştirdiğimiz o içten ve birebir sohbet esnasında da tam olarak bunu yaşadım. Onu dinlerken yalnızca bilgi birikimine değil, insanı sarıp sarmalayan o samimi duruşuna ve zekasına tanıklık ettim.
İktisat, siyaset bilimi, kamu yönetimi ve tarih alanlarındaki derin birikimini finans dünyasıyla perçinleyen bu tahlil ustası, meselelere asla tek bir pencereden bakmaz. Onunla bir sohbet süresince iç siyasete dair öyle berrak analizler dinlersiniz ki, parti rozetlerinin üstünde yalnızca vatan ve millet sevdası yükselir. Dış politikadaki hakimiyeti, özellikle de Arap dünyası ve coğrafyamızın siyasi dinamiğine dair kavrayışı, sadece kitaplardan okunmuş teorik bilgiler değil; tarihin süzgecinden geçmiş gerçek bir vizyonun tezahürüdür.
SAYlN; Hasan Basri Bey’in duruşunda ne bir kibir bulursunuz ne de adaletsizlik. "Sezar’ın hakkını Sezar’a veren" o sarsılmaz adalet duygusu, doğrunun yanında duran dik duruşuyla birleşir. Hem milliyetçi çizgisi hem de vatan odaklı bakışıyla, parti ayırt etmeksizin doğruya doğru diyebilen bağımsız bir zekanın temsilcisidir. Öyle ki, onun siyasete ve hayata dair ufuk açıcı görüşleri, yarınların tarih kitaplarında altın harflerle yer alacak ve tarihin kendisi bu fikirlerin altına imzasını atacaktır.
Gençlerin ondan öğreneceği çok şey var. Bir konuyu leblebi demeden anlama seriliği, mizahı bir usul olarak kullanma sempatikliği ve bilgiye doymayan o öğrenme arzusu…
Onu dinlerken sürükleyici bir romanın en heyecanlı sayfasını çevirir gibi olursunuz. İlme, siyasete ve insana dair anlatacakları hiç bitmesin istersiniz; çünkü onun kelamında hem memleket sevdası hem de bilgeliğin o tatlı tebessümü gizlidir.
YAZAR: Meliha ATEŞ
Paylaş
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
Siyasette Koltuk Kavgası, Muhalefette Umut Kaybı
Özgür Özel seçilmiş bir genel başkandı. Kabul. Kemal Kılıçdaroğlu ise bir mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na geri döndü. Buna da itirazım yok; ortada bir yargı kararı varsa elbette hukuki sonuçları tartışılabilir. Ancak mesele hukuktan ibaret değil. Yargının siyasallaştığını söyleyerek milyonların önünde “Adalet Yürüyüşü” yapan, bu yürüyüşle siyasi tarihimize geçen bir ismin, yine tartışmalı bir yargı süreci üzerinden genel başkanlık koltuğuna oturması hiç hoş olmadı.

Köşe Yazısı
ÇOK YAKINDA SİYASETTE HERKES BU İSMİ KONUŞACAK.
Neden İlkay Şimşek? Biz bağımsız bir yayın organı olarak ilkelerimiz gereği herhangi bir siyasi partinin yanında ya da karşısında durmuyoruz; tarafımız yalnızca milletimizin ve memleketimizin menfaatleridir. Ancak Türk siyasetinde iz bırakacak, samimiyeti ve birikimiyle fark yaratan, her siyasi partiden değerli ve müstesna şahsiyetleri kaleme almayı bir sorumluluk kabul ediyoruz. İşte bu yüzden, bugün merceğimize Doğru Yol Partisi Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın ;İlkay Şimşek’i alıyoruz.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR ‘A NE OLDU?
Evet; adeta çökmüş gibi Bandırmaspor, kötü futboluyla hem de kendi evinde ilk yenilgisini aldı. Oyuna, geçen maçların aksine durgun ve isteksiz başlarken, Antalyaspor ise Soner’le güzel bir pas gösterisini gol ile süsledi... Hadi bakalım çıkarın şimdi bu sıcak havada da görelim...

Köşe Yazısı
SOKAĞIN SESİNDEN İDEALİST BİR KALBE, DR. GÖKHAN ŞAHİN...
Siyaset, fildişi kulelerden ya da steril salonlardan yapıldığında milletin derdine deva olmaz. Gerçek siyaset; sokağın tozunu yutmuş, halkın nefesini duymuş, cemiyetin ve siyaset sahnesinin nabzını tutabilmiş yüreklerin işidir. İşte Dr. Gökhan Şahin, tam da bu tanımın karşılığı olarak karşımıza çıkıyor . Sokağın bağrından gelen, hem hekimliğiyle hem siyasi mücadelesiyle hem de milli duruşuyla iz bırakan verimli ve üstün bir zeka.

Köşe Yazısı
Eylül'de Gel
“Eylül'de gel…” Eylül de geldi. Ayların en romantiği. Yaşı kemale ermişlerin geriye dönüp baktığı, hüzünlenip iç çektiği ve insanın kendi kendine, “Acaba daha kaç Eylül'de ağaçların yapraklarından arındığını görmek nasip olacak?” diye sorduğu ay. İnsanın boş vermişliği öğrenmesine, hatta boş vermişliğe alışmasına yardım ve yataklık eden mevsimin öncüsü… Bunaltıcı nemden yavaş yavaş sıyrıldığımız günlerin habercisi. Ağaçların üstünde hâlâ yeşilin durduğu, ama yeşilin altında altın renginin kendini göstermeye başladığı zamanlar…

Köşe Yazısı
Türk Mektupları 4: Engizisyon Nostaljisi
Türk Mektupları 4: Engizisyon Nostaljisi - Gazete Duvar’da yazarken, “hangi yüzyılda yaşıyoruz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Siyasi, ticari, beşeri nitelikleri göz önüne aldığımızda ise Avrupa’nın 17. yüzyılına benzer bir çağda yaşamakta olduğumuza dair bir kanaate sahip olmuştum. Bunu gösteren pek çok kanıt olmakla birlikte 17. yüzyılda zirveye çıkmış olan bir nitelik var ki o da tam bizim memleket iklimine göre: Cadı Avları. Cadılar hemen her yerde… Özellikle son bir yıldır Halk Fırkasına dönük soruşturmalar içimdeki 17. yüzyıl nostaljisini daha da açığa çıkardı.

Köşe Yazısı
SUSURLUK 'UN GÖBEĞİNDEKİ UTANÇ: HATAP
Bir şehrin ortasından dere geçiyorsa, o şehir şanslıdır. Eskişehir'e Porsuk ne kattıysa, odur. İnsanlar kıyısında çay içer, fotoğraf çektirir, şehir nefes alır.

Köşe Yazısı
“İLK YARIDA SAHADA HİÇ YOKTUK!”
Evet, “İlk yarıda sahada hiç yoktuk!” Evet aynen böyle söyledi yani gerçeği, Ankara Keçiörengücü Teknik Direktörü Osman Zeki Korkmaz...

Köşe Yazısı
MALAZGİRT BİN YILLIK BİR AŞKIN VE DİRENİŞİN ADI...
Malazgirt Ovası’nda yükselen toz bulutu, sadece bir ordunun değil, tarih boyunca hür yaşamış bir milletin şahlanışıydı. 26 Ağustos 1071. Coğrafyanın kaderini değiştiren, bir milletin yürüyüşüne ebedi bir yön çizen o mübarek gün.