Eylül'de Gel
“Eylül'de gel…” Eylül de geldi. Ayların en romantiği. Yaşı kemale ermişlerin geriye dönüp baktığı, hüzünlenip iç çektiği ve insanın kendi kendine, “Acaba daha kaç Eylül'de ağaçların yapraklarından arındığını görmek nasip olacak?” diye sorduğu ay. İnsanın boş vermişliği öğrenmesine, hatta boş vermişliğe alışmasına yardım ve yataklık eden mevsimin öncüsü… Bunaltıcı nemden yavaş yavaş sıyrıldığımız günlerin habercisi. Ağaçların üstünde hâlâ yeşilin durduğu, ama yeşilin altında altın renginin kendini göstermeye başladığı zamanlar…

Abidin'in sorduğu o mutluluğun, hüzünle dans eden resmi.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bu ne hırs!
Bu ne doymazlık!
Hep bir koşturmaca.
Hep bir erteleme.
Hep bir yarış.
Sanki hayat bize verilmiş bir armağan değil de, mutlaka kazanılması gereken bir yarış.
Oysa her düşen yaprağı iki türlü yorumlamak mümkün.
Birisi, “Ağaçtan kurtuldu” der.
Diğeri, “Ağaç yükünden arındı” der.
Hayat biraz da ardında olduğunuz pencereye göre kara kalemle çiziyor yolunuzu.

Bir farkına varsak…
Kalem bizim elimizde.
Belki o zaman hayatımızda çok şey değişecek.
Belki daha az kıskanacağız.
Belki daha az hırs yapacağız.
Belki insanların söylediklerine, söylentilere daha az önem vereceğiz.
Ve belki de eleştiri ile öz eleştiri günlük gıdamız olacak.
Neredeyse kırk yıldır yazıyorum.
Aynı yazıda iktidarı da muhalefeti de eleştirdiğim onlarca yazım var.
En son Hatap'ı yazdım.
İçine Susurluk'un kanalizasyonu akıyor.
Bundan daha önemli ne olabilir?
Kim sorumluysa o çözmeli.
DSİ sorumluysa DSİ…
Büyükşehir ise Büyükşehir…
Ama mesele, kimin sorumlu olduğundan önce insanın sağlığı ve yaşadığı çevrenin geleceğidir.
Çünkü Eylül bize her yıl aynı şeyi hatırlatıyor:
Yapraklar düşüyor.
Ağaçlar eksilmiyor.

Bazen eksilmek sandığımız şey, aslında yüklerden kurtulmaktır.
Belki bizim de biraz yaprak dökmemiz gerekiyor.
Hırslarımızdan…
Kıskançlıklarımızdan…
Doymazlığımızdan…
Her şeyi erteleme alışkanlığımızdan…
Ve başkalarının ne söylediğine fazlaca kafa yormaktan…
Çünkü hayat kısa.
Eylül ise bunu insana diğer aylardan biraz daha güzel anlatıyor.
“Eylül'de gel” demiştik.
Geldi.
Şimdi sıra bizde.
Biraz duralım.
Biraz bakalım.
Biraz düşünelim.
Ve belki ilk kez, hayatın bize çizdiği yolu değil, kendi elimizde tuttuğumuz kalemle çizeceğimiz yolu seçelim.
" Eylül'de gel; Eylül de geldi"
YAZAR: Levent GÜNDOĞAN
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
SOKAĞIN SESİNDEN İDEALİST BİR KALBE, DR. GÖKHAN ŞAHİN...
Siyaset, fildişi kulelerden ya da steril salonlardan yapıldığında milletin derdine deva olmaz. Gerçek siyaset; sokağın tozunu yutmuş, halkın nefesini duymuş, cemiyetin ve siyaset sahnesinin nabzını tutabilmiş yüreklerin işidir. İşte Dr. Gökhan Şahin, tam da bu tanımın karşılığı olarak karşımıza çıkıyor . Sokağın bağrından gelen, hem hekimliğiyle hem siyasi mücadelesiyle hem de milli duruşuyla iz bırakan verimli ve üstün bir zeka.

Köşe Yazısı
Türk Mektupları 4: Engizisyon Nostaljisi
Türk Mektupları 4: Engizisyon Nostaljisi - Gazete Duvar’da yazarken, “hangi yüzyılda yaşıyoruz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Siyasi, ticari, beşeri nitelikleri göz önüne aldığımızda ise Avrupa’nın 17. yüzyılına benzer bir çağda yaşamakta olduğumuza dair bir kanaate sahip olmuştum. Bunu gösteren pek çok kanıt olmakla birlikte 17. yüzyılda zirveye çıkmış olan bir nitelik var ki o da tam bizim memleket iklimine göre: Cadı Avları. Cadılar hemen her yerde… Özellikle son bir yıldır Halk Fırkasına dönük soruşturmalar içimdeki 17. yüzyıl nostaljisini daha da açığa çıkardı.

Köşe Yazısı
SUSURLUK 'UN GÖBEĞİNDEKİ UTANÇ: HATAP
Bir şehrin ortasından dere geçiyorsa, o şehir şanslıdır. Eskişehir'e Porsuk ne kattıysa, odur. İnsanlar kıyısında çay içer, fotoğraf çektirir, şehir nefes alır.

Köşe Yazısı
“İLK YARIDA SAHADA HİÇ YOKTUK!”
Evet, “İlk yarıda sahada hiç yoktuk!” Evet aynen böyle söyledi yani gerçeği, Ankara Keçiörengücü Teknik Direktörü Osman Zeki Korkmaz...

Köşe Yazısı
MALAZGİRT BİN YILLIK BİR AŞKIN VE DİRENİŞİN ADI...
Malazgirt Ovası’nda yükselen toz bulutu, sadece bir ordunun değil, tarih boyunca hür yaşamış bir milletin şahlanışıydı. 26 Ağustos 1071. Coğrafyanın kaderini değiştiren, bir milletin yürüyüşüne ebedi bir yön çizen o mübarek gün.

Köşe Yazısı
Sessiz Sedasız Büyüyen Fırtına: 78 Kuşağı Ve Unutulan Adanmışlık

Köşe Yazısı
Bir Linç Daha mı? Susurluk Ne Kaybediyor, Biraz Düşünelim
Son günlerde Efe Dinlenme Tesisleri üzerinden yürütülen tartışmaları dikkatle izliyorum. Bir işletmede tuvalet kullanımından ücret alınması üzerinden başlayan bir tartışma, kısa sürede sosyal medyada büyük bir tepkiye dönüştü.

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.