YEŞİL SAHADA UNCLE SAM’İN (SAM AMCA) “KÖPEKLİ” VİZE DANSI…
Aklımızla, gözümüzle dalga geçiyorlar ama yemezler. Buyurun, yeşil sahanın arkasında dönen o kirli organizasyonun anatomisine.

Futbol, fakirlerin mahalle aralarında, çıplak ayakla patlattığı bir meşindir; ama ne zaman ki işin içine küresel siyaset ve o doymak bilmeyen dolar yeşili girdi, işte o zaman oyunun ruhuna fatiha okundu. Bugün penceremizi o çok övülen, allanıp pullanan uluslararası futbol organizasyonlarına açıyoruz. Ama içeride temiz hava yok! barut kokusu var, siyaset kokusu var, buram buram ego kokusu var!
Aklımızla, gözümüzle dalga geçiyorlar ama yemezler. Buyurun, yeşil sahanın arkasında dönen o kirli organizasyonun anatomisine.
İlk skandal lojistik görünümlü bir siyasi ambargo! İran takımı turnuvaya geliyor ama Amerika ile yaşanan o bitmek bilmeyen diplomatik inatlaşmalar yüzünden kampını Meksika’ya kurmak zorunda kalıyor. Düşünebiliyor musunuz? sporcular maça resmen “askeri operasyona” gider gibi uçakla inip, maç bitimi apar topar uçakla kaçırılıyor. Nerede kaldı sporun birleştirici gücü?
Hadi bunu geçtik, havalimanlarındaki o kibir kulelerine ne demeli? Dünyanın dört bir yanından gelen futbolculara, teknik ekibe ve taraftarlara potansiyel suçlu muamelesi yapmak, insanları köpeklerle didik didik aramak hangi misafirperverlik kitabında yazıyor? Amerika, kendi içindeki güvenlik paranoiasını ve siyasi gövde gösterisini, turnuva coşkusu yaşamaya gelen insanların tepesine bir balyoz gibi indiriyor. Ahlaksızlığın dik alasıdır bu!
Paran Kadar Konuş, Parası Olmayan Evinde Otursun!
Tribünlere bakıyorsunuz, yer yer boşluklar, ruhsuz tabureler… Neden? Çünkü gerçek futbolsever, o tribünlerin asıl sahibi olan halk, bilet fiyatları ve sponsor locaları yüzünden dışarıda bırakılmış. Futbolu televizyon stüdyosuna çevirip ruhunu emdiler.
Daha da acısı, Senegal gibi ekonomik olarak zorlanan ülkelerin vatandaşlarına çekilen o “15.000 dolarlık vize” bariyeri! Sistem açıkça şunu söylüyor: “Eğer cebinde binlerce dolar teminatın yoksa, senin ülkeni tribünde desteklemeye hakkın yok.” Futbolun beşiği olan o fakir ülkelerin insanlarını, turnuvaya sadece “figüran” olsunlar diye çağırıyorlar ama kendilerini kapıdan içeri sokmuyorlar.
Gelelim o ortalıkta dönen fısıltı gazetesine… Neymiş, günde iki maç oynanacakmış! Neyse ki işin aslı öyle değil; bir takımın aynı gün iki resmi maça çıkması ne kurallara uyar ne de insanlığa. Evet, biz ekran başında günde iki-üç farklı maç izliyoruz ama aynı futbolcular sahada iki kez helak olmuyor. FIFA bile o kadarını göze alamaz çünkü bu çocuklar robot değil, can taşıyor! Ama fikstürleri öyle bir sıkıştırıyorlar ki, kapitalizmin çarkı dönsün diye çocukların canını okudukları da bir gerçek.
Sonradan Kaçmadı, Bilerek Oraya Tezgahlandı
Herkes sanıyor ki bu turnuva Amerika’ya son dakika kaydırıldı. Hayır efendim, ortada bir “kaydırılma” yok, yıllar öncesinden kurulmuş devasa bir finans tezgahı var. Amerika futbolu çok sevdiği için değil; milyar dolarlık yayın haklarını, dev sponsorları ve henüz tam sömüremediği o devasa pazarı ele geçirmek için bu turnuvayı lobilerle, oylamalarla çoktan kendi evine bağladı.
Sözün Özü ..dünyaya baktığımızda gördüğümüz şey net. Futbol artık sadece 22 kişinin bir topun arkasından koştuğu o temiz oyun değil. Siyasetçilerin vize kartıyla şantaj yaptığı, havalimanlarında köpeklerle korku salındığı küresel bir tiyatro. Ama unuttukları bir şey var; onlar parayı ve gücü ellerinde tutabilirler ama futbolun o asi, boyun eğmeyen ruhunu asla satın alamazlar.
YAZAR: Meliha ATEŞ
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı