SEVERİZ BİZ KAOSU
Severiz böyle kaotik ortamları. Hele ki son maç Çeklerle olursa daha bir çekişmeli oluyor. Hepimizin aklına 2008’de ki efsanevi maç gelmiştir ve dost sohbetlerinde muhabbetide dönmüştür. O maç Avrupa Kupası tarihinin en iyi maçı seçilmişti hatırlarsanız. Bugünde heyecanlı bir şekilde maç anını bekledik.

Kadrolar açıklandığında korku ve heyecan bir arada yaşandı. Stoper tandemimiz güven vermemekle beraber Arda’yı ilk onbirde görmek herkesi sevindirdi. Sevindirdi sevindirmesine ama Arda bugüne kadar izlediğim en kötü futbolunu oynamış olabilir. Evet müthiş bir yeteneksin kardeşim ama biraz pas vermeyi de düşünmen lazım. Biraz bencilleşmeye başlıyorsun gibi geliyor. Portekiz maçından sonra yaşananlar belli ki etkilemiş.
Artık takımı rahat bırakıp, kenetlenmemiz lazım. Söz konusu milli takım olduğunda, kulüpçülüğü bırakmak gerekiyor. Fenerbahçeliler Arda’ya mobing uygulanıyor diye isyanda, Beşiktaşlılar Semih’e mobing var diye isyanda. Semih konusunda haklılar bu arada. Eğer video antremanı sırasında yaşananlar gerçekse büyük skandal. Bu akşam Orkun’un yerine Semih’i tercih ederdim. Maç 1-1 olduktan sonra Çeklerin üzerimize geleceği ve geride boşluklar bulacağımız belliydi. Orjinal santraforla oynamanın neden gerekli olduğunu Cenk bize gösterdi bu akşam. Net bir santrafor vuruşu yaptı. Üstelik Cenk böyle kritik maçlarda ortaya çıkıp, sorumluluk alan bir futbolcu. Barış’ın neden santrafor oynayamayacağını, neden kanat olması gerektiğini de gördük.
Montella maça kesici iki önlibero ile başlayıp geride sağlam durup ileride yetenekli ayaklarına güvendi diye düşünüyorum. Ancak birilerinin Montella’ya Kaan Ayhan’ın orjinal pozisyonunun stoper olduğunu söylemesi gerekiyor. Daha önce de söylediğim gibi çok farklı varyasyonlarda oynayabilecek bir kadro yapımız var. Bence yeteri kadar etkili kullanamıyoruz. Daha hiç süre almayan Ve orjinal pozisyonu 8 numara olan İrfancan Kahveci var. Avusturya maçında kesinlikle düşünülmesi gerekiyor. Adam eksiltebilen, takımı dikine taşıyabilecek ve şut tehditi olan bir isim.
Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse de Çekler neredeyse 70 dakika 10 kişi oynadılar. Buna rağmen coşkulu bir oyun oynayamadık. Bir türlü maçı koparacak skoru elde edemiyoruz. Hal böyle olunca Avusturya maçıda tedirgin ediyor. Hatırlarsınız Avusturya ile oynanan hazırlık maçında büyük hezimet yaşamıştık. Kaldı ki Fransa ve Hollanda’nın olduğu gruptan lider olarak çıktılar. Çok dikkatli olmamız gereken, hatanın telafisinin olmadığı bir döneme girdik. Açık konuşmam gerekirse de biz severiz böyle kaos ortamlarını.
İlginç eşleşmeler var son 16 turunda. Fransa ve Belçika gruplarından ikinci olarak çıktılar ama yinede eşleştiler. Belçika’nın grubundan üçüncü çıkan Romanya en iyi üçüncü olan Hollanda ile eşleşti ve Avusturya’yı geçmemiz durumunda muhtemel rakiplerimiz. Avrupa Kupası genelde zevksiz bir turnuvadır ama bu sene keyifli maçlar izliyoruz.
Paylaş
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
SİYASETİN ÖTESİNDE BİR İNSANLIK HİKÂYESİ: SERHAT GÜL
Velhasıl Gazetesi olarak ilkemiz ve vizyonumuz nettir: Bizim hiçbir siyasi partiyle doğrudan ya da dolaylı bir işimiz, angajmanımız olmaz. Gazetemizin sütunları siyasi rozetlere değil; insanlığa, vicdana, vatana ve millete karşılıksız hizmet eden değerlere açıktır. Yaşamıyla, duruşuyla ve kalbiyle toplumda iz bırakan, "önce insan" diyebilen her kimliği başımızın üstünde taşımak ve okurlarımızla buluşturmak bizim için bir sorumluluktur.

Köşe Yazısı
MÜKEMMEL FUTBOL FARKLI TARİFE: 6-0
Geçen hafta Antalyaspor’a 1-0 mağlup olan Bandırmaspor’da yedek soyunan Badji’nin neden ilk onbirde yer almadığını sorguladığım gibi sosyal medyada da bayağı eleştirilmişti. İşte neden eleştirildiği Bolu maçında daha iyi anlaşılacağını umarım.

Köşe Yazısı
BİR KELAMIYLA BİR DEVRİ ANLATAN ŞAHSİYET...
Hasan Basri Akşener: Bazı insanlar vardır; bir meclise girdiklerinde yalnız bedenleriyle değil, taptaze bir fikir rüzgârıyla gelirler. Henüz siz cümlenizi bitirmeden ne demek istediğinizi kavrayan o kıvrak zekâ, keskin bir mizah anlayışıyla birleştiğinde ortaya sıradan bir sohbet değil, âdeta tadına doyum olmaz bir edebî eser çıkar.

Köşe Yazısı
Siyasette Koltuk Kavgası, Muhalefette Umut Kaybı
Özgür Özel seçilmiş bir genel başkandı. Kabul. Kemal Kılıçdaroğlu ise bir mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na geri döndü. Buna da itirazım yok; ortada bir yargı kararı varsa elbette hukuki sonuçları tartışılabilir. Ancak mesele hukuktan ibaret değil. Yargının siyasallaştığını söyleyerek milyonların önünde “Adalet Yürüyüşü” yapan, bu yürüyüşle siyasi tarihimize geçen bir ismin, yine tartışmalı bir yargı süreci üzerinden genel başkanlık koltuğuna oturması hiç hoş olmadı.

Köşe Yazısı
ÇOK YAKINDA SİYASETTE HERKES BU İSMİ KONUŞACAK.
Neden İlkay Şimşek? Biz bağımsız bir yayın organı olarak ilkelerimiz gereği herhangi bir siyasi partinin yanında ya da karşısında durmuyoruz; tarafımız yalnızca milletimizin ve memleketimizin menfaatleridir. Ancak Türk siyasetinde iz bırakacak, samimiyeti ve birikimiyle fark yaratan, her siyasi partiden değerli ve müstesna şahsiyetleri kaleme almayı bir sorumluluk kabul ediyoruz. İşte bu yüzden, bugün merceğimize Doğru Yol Partisi Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın ;İlkay Şimşek’i alıyoruz.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR ‘A NE OLDU?
Evet; adeta çökmüş gibi Bandırmaspor, kötü futboluyla hem de kendi evinde ilk yenilgisini aldı. Oyuna, geçen maçların aksine durgun ve isteksiz başlarken, Antalyaspor ise Soner’le güzel bir pas gösterisini gol ile süsledi... Hadi bakalım çıkarın şimdi bu sıcak havada da görelim...

Köşe Yazısı
SOKAĞIN SESİNDEN İDEALİST BİR KALBE, DR. GÖKHAN ŞAHİN...
Siyaset, fildişi kulelerden ya da steril salonlardan yapıldığında milletin derdine deva olmaz. Gerçek siyaset; sokağın tozunu yutmuş, halkın nefesini duymuş, cemiyetin ve siyaset sahnesinin nabzını tutabilmiş yüreklerin işidir. İşte Dr. Gökhan Şahin, tam da bu tanımın karşılığı olarak karşımıza çıkıyor . Sokağın bağrından gelen, hem hekimliğiyle hem siyasi mücadelesiyle hem de milli duruşuyla iz bırakan verimli ve üstün bir zeka.

Köşe Yazısı
Eylül'de Gel
“Eylül'de gel…” Eylül de geldi. Ayların en romantiği. Yaşı kemale ermişlerin geriye dönüp baktığı, hüzünlenip iç çektiği ve insanın kendi kendine, “Acaba daha kaç Eylül'de ağaçların yapraklarından arındığını görmek nasip olacak?” diye sorduğu ay. İnsanın boş vermişliği öğrenmesine, hatta boş vermişliğe alışmasına yardım ve yataklık eden mevsimin öncüsü… Bunaltıcı nemden yavaş yavaş sıyrıldığımız günlerin habercisi. Ağaçların üstünde hâlâ yeşilin durduğu, ama yeşilin altında altın renginin kendini göstermeye başladığı zamanlar…

Köşe Yazısı
Türk Mektupları 4: Engizisyon Nostaljisi
Türk Mektupları 4: Engizisyon Nostaljisi - Gazete Duvar’da yazarken, “hangi yüzyılda yaşıyoruz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Siyasi, ticari, beşeri nitelikleri göz önüne aldığımızda ise Avrupa’nın 17. yüzyılına benzer bir çağda yaşamakta olduğumuza dair bir kanaate sahip olmuştum. Bunu gösteren pek çok kanıt olmakla birlikte 17. yüzyılda zirveye çıkmış olan bir nitelik var ki o da tam bizim memleket iklimine göre: Cadı Avları. Cadılar hemen her yerde… Özellikle son bir yıldır Halk Fırkasına dönük soruşturmalar içimdeki 17. yüzyıl nostaljisini daha da açığa çıkardı.