Bandırma: Denizi Olan Ama Kullanılmayan Şehir
Bandırma, Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan tarihi ve kültürel zenginlikleriyle dikkat çeken bir şehrimiz. Ancak, bu güzel şehrin en büyük doğal kaynaklarından biri olan denizi ne yazık ki yeterince değerlendirilemiyor. Sahil şeridinin büyük bir kısmı atıl durumda ve şehrin potansiyelinin gerisinde kalmasına neden oluyor.

Bandırma, deniz kenarında olmasına rağmen, halkının denizle bütünleşmesini sağlayacak altyapı ve tesislerden yoksun. Sahil boyunca uzanan pek çok bölge, plansız yapılaşma ve endüstriyel alanların işgali altında. Şehirde yaşayan insanlar, deniz kenarında vakit geçirmek istediklerinde ne yazık ki sınırlı seçeneklerle karşı karşıya kalıyorlar. Oysa ki, deniz kenarında düzenli plajlar, yeterli sosyal alanlar oluşturulsa, Bandırma hem yerel halk hem de turistler için cazip bir merkez haline gelebilir.
Bandırma'nın denizinden yeterince faydalanılamaması, çevresel anlamda da büyük bir kayıp. Deniz turizmi, pek çok şehirde yerel ekonomiyi destekleyen çevre bilincini canlandıran önemli bir faktör. Bandırma'nın doğal güzelliklerini ve denizini değerlendirememesi, şehrin uzun soluklu girdilerinden mahrum kalmasına neden oluyor.
Turistlerin ilgisini çekebilecek düzenlemeler yapılsa, şehirdeki işletmeler canlanabilir, yeni iş imkanları yaratılabilir ve yerel ekonomi güçlenebilir. Sanayi hammade ve lojistik imkanlarına bağlıdır ve teknolojik gelişmelere göre hareket edebilir. Yarın burası ile ilgili kaynaklar ve imkanlar değer kaybettiğinde sanayi bittiğinde elimizde sadece doğa kalır ki onu da geri dönülmez bir hal içine sokmadıysak ...
Bandırma'nın denizle bütünleşmesi ve hak ettiği değeri görebilmesi için atılması gereken adımlar var. Öncelikle, sahil şeridinde kapsamlı bir kentsel dönüşüm projesi başlatılmalı. İstilacı kafe ve sosyal donatılar yerine planlı bir carsı merkezi Bu proje kapsamında, deniz kenarındaki atıl alanlar temizlenmeli başta saçma sapan olan otopark kaldırılmalı halka açık sosyal alanlar oluşturulmalı. Ayrıca, çevre dostu turizm politikaları geliştirilmeli ve deniz turizmi teşvik edilmeli.
Bunun yanı sıra, şehirdeki kültürel ve tarihi değerler ön plana çıkarılarak, Bandırma'nın bir cazibe merkezi haline gelmesi sağlanmalı. Denizimiz diyoruz ama soframızda bir deniz ürünleri kültürümüz yok neredeyse . Mekanlar gastaronomiden uzak ne tutturursa ona göre bir fiyat ve hizmet anlayışıyla örtüşüyor. Keza biz Bandırmalılar da bundan pek şikayetçi değiliz. Tek derdimiz rakı nerede ucuz ? nerede karı kız var ? bir marka bilincimiz yok .Kafamız böyle olunca restoranlarda kafasına göre takılıyor.
Bandırma'nın geleceği, denizinin doğru ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasıyla şekillenecektir. Şehir, sahip olduğu doğal ve kültürel zenginlikleri değerlendirdiği takdirde, hem yerel halkın yaşam kalitesini artırır hem de kültürel olarak büyük bir ivme kazanır. Bu nedenle, yetkilileri ve yerel yönetimleri bu konuda harekete geçmeye davet ediyorum. Bandırma, deniziyle barışık, modern ve yaşanabilir bir şehir olmayı hak ediyor.
YAZAR: Eyüp DEMİREZEN
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı