BAŞKA YOLU YOK...
Ya biz kendimizi ne sanıyoruz? Çok partili döneme geçildiği andan itibaren bir kez bile tek başına iktidar olamamış, oy oranı yüzde yirmi altıyı geçememiş bir partiliyiz sonuçta . Üst düzey kadrolarda bulaşıcı bir küçük olsun bizim olsun hastalığı, aynı...

Ya biz kendimizi ne sanıyoruz?
Çok partili döneme geçildiği andan itibaren bir kez bile tek başına iktidar olamamış, oy oranı yüzde yirmi altıyı geçememiş bir partiliyiz sonuçta.
Üst düzey kadrolarda bulaşıcı bir küçük olsun bizim olsun hastalığı, aynı şekilde bir kibir, bir tepeden bakma, insanları bir küçümseme, bir çok bilmişlik... Partiye başka bir partiden gelen isimlere bir tahammülsüzlük, bir dışlama hatta karalama. Takım tutar gibi parti tutmayı yüceltme. Dededen kalma particilik ile övünme. Tutarlı olduğunu savunurken bir nasyonel, bir enternasyonel tavırlar takınma cahilliği.
Ve bunun farkına varabilmek bir yana, bu absürt siyaset ile ahkam kesme. İktidarın kamplaştırma politikasını eleştirirken o politikaya çanak tutma. Daha öte, o politikanın karşı kıyısındaki bir aktörü olma.
Biraz argo olacak ama "Bırakalım bu ayakları".
İdeoloji partisi olacaksak; önce solculuğun temel ilkesinden başlayalım. Marksizmi kastetmiyorum. Onunla hiç kesişmedi zaten yolumuz.
En solcu olduğunu sananlar en ulusalcı. Oysa solculuğun dayanağı "önce insan" felsefesidir.
Hani bir zamanlar kafa tası milliyetçiliğine tavır alındığı, terör sorununa siyasi çözüm arandığı; Nazım Hikmet'e, Sebahattin Ali'ye, Ahmet Kaya'ya sahip çıkıldığı zamanlardaki iktidara destek verenler vardı.
Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Kadir İnanır, Hasan Cemal, Ahmet Altan... gibi.
İktidar bu politikalarından vazgeçince onlar da iktidara tavır almışlardı.
Ama onlar o zaman hain ilan edilmişti bir kez.
Oysa onlar için düşünce önemliydi; parti ismi değil.
Hala anlamadan, dinlemeden, araştırmadan bu aydınlarımız hakkında atıp tutuyoruz. En keskin saldıranımız en solcu oluyor bir de.
Yaşar Kemal'in bir kitabının bir sayfasını açmamış, Kadir İnanır'ın bugünkü söylemlerini bir kez bile duymamış, Hasan Cemal'in köşe yazılarına bir kez bile göz atmamış, Ahmet Altan'ın su gibi akan üslubundan habersiz , Zülfü Livaneli'yi sadece ses sanatçısı sanan partinin egemenleri atıp tutuyor sadece. Düşünceleri olmadığı için düşünceleri tartışamıyorlar. Hainlik, döneklik, dededen kalma particilik... Üzerinden siyaset yapıyorlar sadece. Bilgileri, kültürleri ona yetiyor.
Tabandaki iyi niyetinden kuşku duyulmayacak partililer de yukarıda oluşturulan koronun şarkılarını söylemekle yetiniyor.
28 Mayıs'ta ERDOĞAN yine kazandı.
Kim suçlu? KILIÇDAROĞLU mu?
Size bir şey diyeyim: "KILIÇDAROĞLU çok partili döneme geçildiğinden bu yana CHP'yi kitle partisine dönüştürme yolunda attığı adımlarla yaşarken tarihe geçmiş bir isimdir."
İktidarın, devletin tüm argümanları ile girdiği , medyanın tarafsızlığını yitirdiği, yargının suç iddialarını yalnızca seyrettiği, muhalefet yapanların kibarca ifadeye çağırıldığı bir seçimde, yüzde kırk sekiz oy alabilecek başka bir babayiğit var mıdır?
İMAMOĞLU MU? MANSUR YAVAŞ MI? Her ikisi de meydanlarda değil miydi zaten?
Bırakalım bunları. Kendimizi avutmayalım.
CHP iktidar olacaksa kitle partisi olmak zorunda.
Bunun da her kesimle, her siyasi görüşle -demokrasinin ve hukuk devletinin temel ilkeleri ışığında- asgari müştereklerde buluşmaktan başka yolu yok!
GÖNLÜM DEĞİŞİMDEN YANA
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı