DİKENLER
Wittgeinstain’ın birkaç eseri tekrar tekrar okuduğu ve bunun yeterli olduğunu düşündüğü söylenir. Yani hocamız Wittgeinstain dersinde bize böyle anlatmıştı. Biraz tuhaf bulmuştum o zaman. O kadar okunacak kitap varken nasıl olurda birkaç (neye göre seçiliyor)...

Wittgeinstain’ın birkaç eseri tekrar tekrar okuduğu ve bunun yeterli olduğunu düşündüğü söylenir. Yani hocamız Wittgeinstain dersinde bize böyle anlatmıştı. Biraz tuhaf bulmuştum o zaman. O kadar okunacak kitap varken nasıl olurda birkaç (neye göre seçiliyor) kitap yeterli olurdu.
Şimdilerde hak vermeye başlıyorum ona.
İnsan bazı kitapları tekrar tekrar okumak bazı filmleri ve dizileri tekrar tekrar izlemek istiyor. Ancak o zaman daha derinlikli bir bilgi edinebilirmiş ve o bilgiyi derli toplu sunabilirmiş gibi geliyor.
Ben galiba tek okumada yalap şalap anlayanlardanım.
Ayrıntılar için, fikir üretebilmek ve öğrendiklerimi birleştirmek için tekrara ihtiyacım var. Bunu neden düşündüm dersen, son dönem okuduğum iki kitaba tekrar tekrar dönme ihtiyacımdan diyebilirim. Tahmin edebileceğin gibi bunlar ‘Sevme Sanatı’ ve ‘Aşk ve İrade’ kitapları. Az önce parantez içinde sorduğum sorunun cevabı da bu mu oluyor acaba?
İnsan bunu tekrar tekrar okumalıyım mı diyor?
***
Bir de yeniden izlenmesi gerekenler var. Rick and Morty o dizilerin başında geliyor benim için. İnsana dair daha güzel çıkarımlar yapan başka bir dizi görmedim. İlk sezonlardan birinde olmasına rağmen aklımda yer eden bölümlerden biri de şöyleydi; Morty’lerin evine insan görünümlü yaratıklar yerleşmeye başlıyor ama sevilen bir akraba gibi yerleşiyorlar. Masaya gelip oturup anılar anlatmaya başlıyorlar. Tabi bu akrabalar içinde bazıları gerçek insanlar bazıları da yaratık. Dolayısıyla hepsini toptan öldürmek mümkün değil, gerçek insanlar da ölebilir.
Rick zekasına rağmen işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyor ve yaratıklar giderek çoğalıyor. Sonra Morty diyor ki Rick ben bu insanların hangisinin gerçek hangisinin yaratık olduğunu nasıl ayırt edeceğimizi buldum; yaratıklar sadece güzel hikayeler anlatıyorlar. Biz evimizde olan insanlar hakkındaki anılarımızı düşünmeliyiz. Sadece güzel anılar hatırlıyorsak o yaratıktır ama güzel anıların yanında kötü anılar da geliyorsa aklımıza o insandır çünkü sadece kötü anılarımızın da olduğu kişiler gerçektir!
Cümleyi duyduğumda bir aydınlanma yaşadım.
Hiç kötü anılarımızın, tartışmalarımızın, ters düşmelerimizin olmadığı insanlarla yüzeysel bir ilişkimiz var. Onlarla daha üstten ilişkiler kuruyoruz, kendimizi olduğumuz gibi göstermediğimiz için asla tartışmıyoruz, tartışıyorsak bile sonrasında zaten hayatımızda olmuyorlar. Oysa çatıştığımız, yer yer tartıştığımız insanlarla karşılıklı dikenlerimizi öğreniyoruz. O dikenlere katlanmaya alışıyoruz, bazen o dikenleri birbirimiz için buduyoruz.
Sevgi dediğimiz şey tam da bu oluyor.
Her halini görme ve onu olduğu gibi kabul etme. Dolayısıyla bir ilişkiyi plastik olmaktan çıkarıp gerçeğe çeviren de bu dikenlerimiz.
DENİZ KURDU
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı