İNSAN NEDEN ANLATMAK İSTİYOR?
Witgeinstain Traktatus kitabında soyut kavramlardan bahsedip sonunda şu cümleyle kapanışı yapar; "Üzerinde konuşulamayacak konular hakkında susulmalıdır." Yani demektedir ki sınanamayan soyut kavramlar hakkında konuşmak boşunadır o zaman konuşmamak gerekir....

Witgeinstain Traktatus kitabında soyut kavramlardan bahsedip sonunda şu cümleyle kapanışı yapar; "Üzerinde konuşulamayacak konular hakkında susulmalıdır."
Yani demektedir ki sınanamayan soyut kavramlar hakkında konuşmak boşunadır o zaman konuşmamak gerekir.
Ee dersin o zaman ben bu kitabı neden okudum kitap tamamen soyut kavramlardan oluşuyor. Bir de o dönem zaten 200 sayfalık kitaptan en fazla 10 sayfa anlayacak idrak düzeyindeyim yaşım 20-21, niye bunu yaptım ben. Diyelim ben yaptım bu cümleyi kitabın sonuna koymuşsun, cahildim dünyanın rengine kandım sen niye yazdın?
Bu çıkarım baştan beri sende vardı.
Derste hocamızda bu konunun absürtlüğü üzerine konuştuğu için biraz da alayla konuyu kapattık. Sonrasında elime Oğuzcuğum Atay’ın kitapları geçti. Tehlikeli Oyunlar'da şöyle diyordu Atay ‘Fakat Allah kahretsin albayım insan anlatmak istiyor’.
Bu iki durumu yine bağdaştırdım diyemem kitabı okurken.
Geçenlerde alanımla ilgili bir kitap okurken çok beğendiğim bir pasaj buldum, fotoğrafını çektim ama kime atacağımı bilemedim. Zira o kadar özel alan bilgisiydi ki tanıdığım kimsenin ilgisini çekmeyeceğini düşündüm ve biraz da hayal kırıklığı ile telefonu bıraktım ve fark ettim ki insan anlatmak istiyor çünkü paylaşmak istiyor. Oğuzcuğum Atay’ın cümlesini biraz düzenlersem ‘Fakat Allah kahretsin albayım insan paylaşmak istiyor.’
Günümüzde sosyal medya paylaşımları oldukça eleştiriliyor.
İnsanların yediklerini, gezdiklerini, tüm hayatlarını paylaştıklarını dile getirip bu yeni türeyen insan yapısını eleştiriyorlar. Bir TEDX konuşmasında insanların önemli bir kısmının eğer paylaşmayacaklarsa tatile bile gitmek istemeyeceklerini anlattı konuşmacı. Tabi sonra bir kınama geldi, bu insanlar ne hale gelmişti, neydi bu paylaşma merakı, sosyal medya bağımlısı olmuştuk.
Kendi hayal kırıklığım üzerinden düşündüm, bence biz zaten hep paylaşıyorduk, paylaşmayı istiyorduk ama bunu farklı mecralarda yapıyorduk. Yeni gelişmelerle bu mecralar da değişmiş oldu. Şimdi düşünün sizin için önemli bir ödül almışsınız. İnanılmaz prestijli. Nobel olabilir, Oscar olabilir neye kıymet veriyorsanız artık. Ödülü aldınız eve geldiniz, arayacak kimseniz yok, tebrik eden kimse de yok.
Oturdunuz evde ödül size bakıyor siz ödüle.
Ne düşünürdünüz?
Ben muhtemelen olmaz olsun böyle ödül derdim. Bunu arkadaşlarıma anlatmayacaksam, sevincimi paylaşmayacaksam ne önemi var o heykelin, plaketin?
Dolayısıyla biz sosyal medyanın gelmesiyle daha paylaşımcı olmadık bence zaten hep paylaşmak istiyorduk sadece yöntemini değiştirdik. Aynı at arabasından, basit motorlu taşıtlara oradan da günümüz arabalarına geçiş gibi, hedef bir yerden bir yere gitmekti zamanla araçları geliştirdik.
Bu paylaşımın yolu kişiden kişiye değişiyor olabilir, birileri özellikle yakın arkadaşlara sahip olanlar onlarla paylaşıyor, birileri de sosyal medya üzerinden paylaşıyor.
Sosyal medya paylaşımı asosyallikle artar mı?
Yani gerçek hayatta paylaşım yapacak arkadaşlarımızın olmaması bizi sosyal medyaya daha çok yönlendirir mi ise başka bir konunun tartışması.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki üzerinde konuşulamayacak konular üzerinde bile söyleyecek sözümüz varsa insan paylaşmak istiyor, kim olursak olalım.
DİKENLER
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı