ASIL MESELE SEVMEK DOSTUM
Elini arkasına atmış yavaşça ilerliyordu her zaman gittiği bakkal yolunda. 7 yaşlarında bir erkek çocuğu. Beni ne zaman görse üzerime doğru gelir “Eyüp abi tiyatrolar ne zaman” diye sorardı. Bu karşılaşmamızda sormayınca, “Ne oldu lan paranı mı düşürdün bu ne...

Elini arkasına atmış yavaşça ilerliyordu her zaman gittiği bakkal yolunda. 7 yaşlarında bir erkek çocuğu. Beni ne zaman görse üzerime doğru gelir “Eyüp abi tiyatrolar ne zaman” diye sorardı. Bu karşılaşmamızda sormayınca, “Ne oldu lan paranı mı düşürdün bu ne surat?” diye ben sordum. O da “Yok be Eyüp abi babam bağımlı olmuş ona moralim bozuk” cevabını verdi.
Yoluma devam ederken, attığım her adımda sanki 1 yıl yaşlanıyormuş gibi hissettim kendimi. Eve gelip, yatağıma yattığımda 150 yaşında mezarımda bir ceset oldum.
7 yaşlarında bir çocuğun dert ettiği konu, arkadaşlarıyla oynarken yutulduğu cicozları olmalıydı.
Çınarlı Mahallesi’nde derneği kurarken yeni yetmeydi, istekliydi, çok güzel top oynuyordu. Onu futbol ile ilgili çalışmalarda destekliyor, yaşıtlarıyla futbol maçları, geziler, etkinlikler yapıyorduk. Delikanlı olduğunda onu tutamadık. Babası aldı çalışmaya götürdü olmadı. Kötü alışkanlıklar edindi, yapma dedik dinletemedik.
Ayağından vuruldu, sakat kaldı ölümden döndü. Babası bu evlenmeden adam olmaz dediğinde yapma etme evlendirme dedik. En sonunda maddeden sağlığı bozuldu, yine dedik gel bırak bu işleri dedik arkadaşlarına bak ne güzel çalışıyor, her şeyin bir tedavisi var, yeter ki sen iste dedik ama olmadı karısını canice öldürdü.
Bandırma ve ülke ayağa kalktı, herkes meydanda alkışlar yaptı düdükler çaldı.
Ama ne ölen geri geldi ne de annesinin acısı dindi...
Hayatının baharında bir kadın, uyuşturucu bağımlısı bir insan yüzünden toprağa girdi. Elinden tutulmamış, annesi babası ekmek derdinde koşarken, mahallede kötü rol modeller edinmiş doğaçlama yaşamla birlikte kötü son.
2014 yılından beri Çınarlı ve Paşamescit Mahallelerinde gençlerle çalışmalar yaptığımı Bandırmalılar hatta Bandırmalı olmayanlar bile bilir. Yaşanılan sorunlar sadece o mahallelere özgü değil neredeyse ülkedeki tüm Romanların yaşadığı mahalleler benzer durumda. Okula gitmeyen çocuklar, erken yaşta evlilik, erken yaşta madde kullanımı, yüksek suç oranları, işsizlik, fakirlik, beslenme ve barınma problemleri, ayrımcılık ötekileştirme ve dahası.
Roman gençlerimizin ileriye dönük büyük hayalleri genellikle yok. Eğitim alamadığı için beden işçisi olmaktan ileriye gidemiyorlar, ağzı biraz laf yapar, birazda para olayını çözüp sermaye düzerse işporta yapar. Balık, parfüm, çiçek yada konfeksiyon malzemeleri satar.
Kız çocukları için kader belli, erken yaşta anne ve başında cadı gibi kaynana. Fakirlik,15 yaşında işsiz bir koca. Gençlerin rol modeli yok, anneler babalar akşama sofraya getirecek yemek derdinde. Baba alkol ya da madde bağımlısıysa işler daha vahim.
Sorunların çözümleri için siyasetin ve siyasetçilerin bitmeyen çözümleri var. Ama erzak kolisinden öteye geceni görmedik.
Siyasetin hızlı olduğu dönemlerde belediyeye çöp ve park bahçelere elemanlar alınır sonra 50 sene başa kakılır. Mitingler, seçimler nereye adam lazımsa Romanları toplarlar. Alın davullarınızı, çalgılarınızı gelin bakalım derler. Gelmezsen işten çıkartırız veya yokuş yaparız gibi şekilleri de cabası.
Yoksullukla şekillenmiş bir topluluğu kandırmak, umutlandırmak, küçük şeylerle gönlünü almak kolay.
Ülkede Romanlarla ilgili ulusal ve uluslararası toplantılara katıldım. Rusya ve Avrupa’nın birçok ülkesinden roman dernek başkanları ve siyasetçileri ile tanışıp, röportajlar yaptım. Hükümetlerinin ve belediyelerinin onlar için yaptıklarını gıpta ile dinledim. Açıkçası kıskandım. Bana sorduklarında bende bizim belediyemizde bizi eksik etmez, hep ne istersem verirler dedim. Şehrimizi kötü bilsinler istemedim. Gezi ve bir çalışma yapmak istediği zaman belediye başkanı, vali ya da kaymakamdan izin çıkmasına gerek yokmuş. İlgili kurumdaki memur arkadaşlara inisiyatif vermişler. Ne yapacaklarsa bir istediklerinde iki verip, hatta etkinlik yapmadıklarında arayıp, ne oldu sorun mu oldu yemekleri ya da kaldığınız oteli, şoförü, otobüsü mü beğenmediniz sıkıntı olduysa hemen değiştiririz diye geri dönüş sağlıyorlarmış.
“Bir zincirin gücü onun zayıf halkası kadardır” demiş biri.
Şu anda sadece bizim mahallede değil, Bandırma’nın her mahallesinde çocuklarımız ve kızlarımız tehdit altında. Gençlerin ufkunu açmak, güzel değerler yüklemek, tarihini öğretmek için çabalayan bizler Bandırma Belediyesi’nden gençleri ve ailelerini Çanakkale Şehitlik gezisine götürmek isteyince duvara tosladık.
Belediye’den verilen cevap, “Adil davranmak zorundalarmış. Sırada çok insan varmış”
Eyvallah, saygı duyarız ama bu adaleti başka konularda da çalıştırsanız seviniriz.
Meydanlarda alkış yapmak düdük çalmak işin en kolayı, bizim mahallede her gün düdük çalınıyor, alkış yapılıyor.
Mesele elini taşın altına koymak.
Mesele inisiyatif kullanmak.
Mesele imkan yaratmak.
En önemli meselede sevmek dostum sevmek...
BABADAN OĞUL'A
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
Bir Linç Daha mı? Susurluk Ne Kaybediyor, Biraz Düşünelim
Son günlerde Efe Dinlenme Tesisleri üzerinden yürütülen tartışmaları dikkatle izliyorum. Bir işletmede tuvalet kullanımından ücret alınması üzerinden başlayan bir tartışma, kısa sürede sosyal medyada büyük bir tepkiye dönüştü.

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?