Bandırma'da Yol/suzluk
Bandırmamızın sokakları, caddeleri ve çoğunlukla dik yokuşları. Çocukluğumuzu, gençliğimizi eskiten ve nihayetinde ömrümüzü tüketen yolları… Bir çocuğun sırtında neredeyse kendinden ağır çantasıyla okula koşturduğu, bir babanın sabahın ayazında montunun...
Bandırmamızın sokakları, caddeleri ve çoğunlukla dik yokuşları. Çocukluğumuzu, gençliğimizi eskiten ve nihayetinde ömrümüzü tüketen yolları…
Bir çocuğun sırtında neredeyse kendinden ağır çantasıyla okula koşturduğu, bir babanın sabahın ayazında montunun yakalarını kaldırıp hızlı adımlarla iş için servis aracına yetişmeye çalıştığı, bir annenin elinde poşetlerle yavaş yavaş evine erzak taşıdığı, yaşlı amcaların elinde tespihi ile camiden sonra ağır aksak yürüyüş yaptığı, insanların özel veya servis araçlarıyla okula, işe, hastaneye ya da gezmeye gittiği yollar.
Hayatımızın farklı bir çok noktasını birbirine bağlayan yollar. Bu kadar önemli bir olgunun şehrimizdeki durumuna gelin birlikte bakalım. Şehrimiz son 10-15 yıl içerisinde gelişmeye başlayan bir kaç mahalle ve cadde dışında çoğunlukla dar sokaklardan oluşuyor.
Sokaklarımızdaki sorunları bir kaç başlıkta değerlendirebiliriz. Öncelikli mesele özellikle merkezde trafik yoğunluğu Sebeplerini de bir çırpıda sayarsak; çarpık kentleşme, yetersiz altyapı ve otopark, şehir merkezinin dengeli bir şekilde dağıtılamaması, hem yaya hem esnaf hem de araç sürücülerinin bilinçsiz, bazen bencilce trafikte yer almaları.
Şehrin her tarafında küçücük bir yağışta bile sürekli patlayan çatlayan, yamalı ve derin çukurlar barındıran, üstünkörü yapıldığı izlenimi veren rögar kapakları ile dolu yollar.
Yeni inşaatlara hizmet sağlamak için çeşitli kurumların yaptığı altyapı amaçlı kazılar. Bozulan yolların hem çok özensiz tabiri caizse yalapşap ve kötü işçilik ile hem de insanımızı canından bezdirene kadar bekletildikten sonra çok geç yapılmasını sayabiliriz.
Peki, daha yaşanılası bir Bandırma için neler yapılmalı?
Burada öncelikli görev kamuya düşüyor. Merkezi hükümet çarpık yapılaşmayı önlemek amacıyla depreme dayanıklı, doğaya saygılı ve insanın sosyal bir varlık olduğunu unutmadan kentsel dönüşümü planlayarak hayata geçirmeli.
Yeni konut alanları için yatay mimariyi esas almalı.
Belediye, seçim kaygısını bırakıp daha görünür icraatlar olan gösterişli festivaller yerine mevcut eski altyapıyı yenilemeli. Sokaklarımızı bir gün kazılıp ertesi gün kapatılmaktan kurtarmalı. Bakım onarım gereken durumlarda da bir an önce ve doğru şekilde müdahalede bulunmalı. Ada bazlı imar planları ile kente yeterli yeşil alan ve otopark sağlamalıdır.
Biz vatandaşlar olarak da önce birbirimize saygı duymalı, trafik kurallarına da uyarak kentli olmanın gereklerini yerine getirmeliyiz.
https://www.velhasilgazetesi.com/author/eyup-demirezen/sokaktan-bakinca
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
Bir Linç Daha mı? Susurluk Ne Kaybediyor, Biraz Düşünelim
Son günlerde Efe Dinlenme Tesisleri üzerinden yürütülen tartışmaları dikkatle izliyorum. Bir işletmede tuvalet kullanımından ücret alınması üzerinden başlayan bir tartışma, kısa sürede sosyal medyada büyük bir tepkiye dönüştü.

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?