BÖYLE ŞEY Mİ OLUR?
Ne oldu şimdi? Asfalt geldi geldi, tam Bulvar Caddesi kavşağında durdu. Seneye devam mı edecek; yoksa yanlışın neresinden dönersen kar mı, diye düşünüldü. Bilmiyorum. Yazmayayım, diyorum. Ama dayanamıyorum. Kendine duyduğu bir saygısı vardır ya insanın; eğer...

Ne oldu şimdi? Asfalt geldi geldi, tam Bulvar Caddesi kavşağında durdu. Seneye devam mı edecek; yoksa yanlışın neresinden dönersen kar mı, diye düşünüldü. Bilmiyorum.
Yazmayayım, diyorum. Ama dayanamıyorum.
Kendine duyduğu bir saygısı vardır ya insanın; eğer bu saygı evrensel ahlak ile örtüşüyorsa “banane” diyemiyorsunuz. Evinizin önüne çöp tenekesi yerleştirmesi , hatta yeni yerel yönetim işe başladığından bu yana işlerinizin neredeyse sıfırlanması pek önem taşımıyor.
Daha önce de dile getirdik. Bir plansızlık almış başını gidiyor Susurluk’ta.
Kim sorumlu, bari onu bilsek.
Hiçbir sorunu olmayan kilitli parke taşların sökülüp, yerine zift kaplanmasından, kafeler caddesi olan yolun yaya kaldırımı olması gereken alanın otopark yapılmasından, Susurluk girişine kapatılmasından kim sorumlu?
Bilelim de tebrik eden etsin en azından.
Şunu da merak ediyor insanlar: Asfalt yapımı için ne kadar harcandı?
Parke taş yoldan şikayet mi vardı da ; sökülüp yerine sağlıksız olduğu aşikar zift döküldü?
Hatap deresi açık kanalizasyon oldu. Yıllardır kanayan yarası ilçenin. Gereksiz asfalt dökmek yerine o dereye çıkan borular devam ettirilip arıtmaya bağlansaydı; daha iyi olmaz mıydı? Sonuçta her ikisi de parayla yapılıyor.
Diyoruz ya plansızlık had safhada.
Hizmette bir öncelik olur.
Otopark mesela. Susurluk’un en büyük sorunlarında biri.
Aracınız ile çarşıya gelmeye korkuyorsunuz. Dolaş dolaş , dön geriye. Mahalle arasına girseniz; ya kazı çalışması var, ya bir araç olmayacak şekilde park etmiş. Yol açıksa karşıdan gelen bir araç oluyor mutlaka. Hadi geri çık; ya da karşıdan gelen aracın çıkmasını bekle.
Yirmi bin nüfuslu bir kasabayı yolu ile, çöpü ile, trafiği ile kaldırımı ile, sosyal alanları ile planlamak bu kadar mı zor?
Eleştirilere kulak vermek lazım. Tezleri, antitezleri değerlendirip sentez yapmak lazım.
Yerel yönetimlerin seçilmiş üyeleri siz her şeyi bilmezsiniz. Kimse bilmez.
Sizin göreviniz konun uzmanlarını devreye sokmak. Bir orkestra şefi gibi.
Ali bey Fırt Cafe’yi tırt kafe yapacağım, desin ; önündeki güzelim havuzu doldursun.
Murat bey parktaki tuvaletleri kapatıp parkın en güzel yerine tuvalet yapalım yazsın. Yapılsın.
Serpil hanım bir köşe yazarına kızsın; alel acele kaldırımı kırdırıp evinin önüne çöp tenekesi koydursun.
Böyle şey olur mu ya?
Yerel yönetimde ancak yereli ilgilendiriyorsa yapılır o iş. Egolar göreve gelindiği anda biter.
Bitmelidir!...
YAZAR: Levent GÜNDOĞAN
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
Bir Linç Daha mı? Susurluk Ne Kaybediyor, Biraz Düşünelim
Son günlerde Efe Dinlenme Tesisleri üzerinden yürütülen tartışmaları dikkatle izliyorum. Bir işletmede tuvalet kullanımından ücret alınması üzerinden başlayan bir tartışma, kısa sürede sosyal medyada büyük bir tepkiye dönüştü.

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?