DİNİ SİYASETE ALET EDE EDE…
DİNİ SİYASETE ALET EDE EDE… Dini siyasete alet ede ede birilerinin istediği kıvama geldi ülke. Artık ilkelerinden biri laiklik olan CHP bile alkollü içkiye karşıyım havalarında. İMAMOĞLU içki içiyor diye bir yaygara koptu. CHP kurmayları haberi yalanlama...

DİNİ SİYASETE ALET EDE EDE…
Dini siyasete alet ede ede birilerinin istediği kıvama geldi ülke.
Artık ilkelerinden biri laiklik olan CHP bile alkollü içkiye karşıyım havalarında.
İMAMOĞLU içki içiyor diye bir yaygara koptu. CHP kurmayları haberi yalanlama yarışına girdiler adeta.
Oysa içki içmek kadar doğal ne var çağdaş bir ülkede. Günahsa kendine.
Seçim sürecinde de hissettirdi kendini CHP’deki bu dindar görünme vizyonu.
Yine İMAMOĞLU "Yasin” okudu mesela kameraların önünde.
Oysa çok sonra tesadüfen öğrenmiştik İsmet İNÖNÜ’nün beş vakit namazı sadece evde kıldığını. Niye acaba?
Tüm bu dini görüntü vermelerin tek nedeni halkın geldiği ya da getirildiği durum.
Referansın etkili olanı, "dindar görüntü verme."
İyi eğitim, özgür vicdan, dürüstlük, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü ilkesine sadıklık, geniş görüşlülük, belli bir misyon üstlenebilecek kapasite… pek yaramıyor işe.
Vatandaş seçeceği kişinin ne kadar dindar olduğuna bakıyor pür dikkat.
O zaman çağır kameraları camiinin önüne.
Yemektesin bir hatıra fotoğrafı , “kadehler fora."
Yoktu önceden böyle şeyler. Nezih bir ortamda, şık bir davette fotoğraf karesine girenlerin, varsa masadaki içki kadehlerini kaldırmak akıllarının ucundan bile geçmezdi.
Hani bir ara dillerden düşmeyen “mahalle baskısı” diye bir durum özetlemesi vardı ya. İşte o mahalle baskısı şimdi bu "mahalle baskısı."
İşin kötü yanı ülkenin bu halini yüksek sesle dile getirme cesaretini gösterecek kişi sayısı da alabildiğine azaldı.
Artık söyleneceklerle söylenmeyecekleri troller belirliyor.
Meslek oldu yalandan dindarlık. Bir de hamaseti kattın mı işin içine kimse duramaz önünde...
Toplumun içine çekildiği bu çağdışılığı toplumbilim kıstaslarına dayanarak açıklamak cesaret işi oldu.
Şeyhler, şıhlar aldı başını gidiyor.
Mantar gibi tarikatlar türedi.
Bedenine şiş sokturan tarikat var.
Şehvetiye tarikatı, bile çıktı.
Hepsi din adına konuşuyor.
Sorgulama kültürümüz zaten zayıf bir de sözde din adına konuştuğunu çemkirince adam, inanıyor millet.
Yoksa sırat köprüsünden kolay geçiren terlik, cehennemde yanmayan kefen… alıcı bulur muydu?
Medeniyet çağın getirdiği yenilikleri hayata geçirebilme becerisidir.
Boşuna dememiştir Atatürk; “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur...”
E anlayın artık ve kabul edin. Bu ülkenin değişmez lideri Mustafa Kemal Atatürk'tür.
YEREL SEÇİM ANALİZİ
Devamı
İlginizi Çekebilir

Köşe Yazısı
Bir Linç Daha mı? Susurluk Ne Kaybediyor, Biraz Düşünelim
Son günlerde Efe Dinlenme Tesisleri üzerinden yürütülen tartışmaları dikkatle izliyorum. Bir işletmede tuvalet kullanımından ücret alınması üzerinden başlayan bir tartışma, kısa sürede sosyal medyada büyük bir tepkiye dönüştü.

Köşe Yazısı
POLEMİK SİYASETİ BİTTİ ÇÖZÜM DOĞRU YOL'DA...
Ankara koridorlarında veya ekran ekran dolaşan polemik dizilerinde siyaset, uzunca bir süredir gerçek işlevinden koparılıp bir illüzyon şovuna dönüştürüldü. Ana muhalefet liderliğinin "İktidarı rahatsız ettik" cümlesini bir başarı kriteri gibi kamuoyuna sunması, mevcut siyasi akıl tutulmasının en yalın özetidir. Rakiplerin sinir uçlarıyla oynamayı, toplumsal sorunların çözümünün önüne koyan bu mantık; siyaseti icraat makamı olmaktan çıkarıp bir "psikolojik harp" alanına indirgemektedir.

Köşe Yazısı
ZEHİRDE SENSİN, PANZEHİRDE. NE OLMAK İSTEDİĞİNE KARAR VERME ZAMANI
Masum, ruhu saf dupduru kalbi yüreği kadar güzel yarının umut dolu genç kadeşlerim. Hayat dediğin işte tamda bu. Nefes alıp vermenin dışında yaşanmışlıkları nasıl yorumladığın, yorumlarında kendini nereye koyduğun. Kimse yanmadığı ateşin dumanının onun ruhunda bıraktığı izin derinliğini bilemez, yanış olarak görünen, yanan beden gibi görünsede eksilen ruhdandır.

Köşe Yazısı
GÜZEL BAŞLANGIÇ
2026/27 sezonu start verdi ve bizim için keyifli bir başlangıç oldu. Güzel oyun, güzel skor getirdi. Yapılması gereken şeyleri doğru yaptığınız zaman sonuç elde etmemeniz imkansız. Beni en çok sevindiren şey kadroda ki genç ve tecrübeli oyuncuların beraber kullanılmasıydı.

Köşe Yazısı
Yeni Parti'ye Saldıranlara Bakmayın
Yeni Parti'ye saldırı başladı. Gerekçe malum: Çerçeve Yasa'ya evet demesi. İktidar yine bildiğini yapıyor. Satranç tahtasını kuruyor, taşı öyle bir yere koyuyor ki, bütün gözler o hamleye kilitleniyor. Ve her seferinde başarıyor.

Köşe Yazısı
BANDIRMASPOR TAM NOT
İlk maçında, acaba nasıl bir Bandırmaspor izleyeceğiz derken, ilk 15 dakikaya 2 gol sığdıran Bandırmaspor’a maçın sonunda gerçekten tam not...

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?

Köşe Yazısı
Aynı Film, Farklı İsim Olmasın
Yeni Parti kuruldu, umarım CHP'nin kötü bir kopyası olmaz. Düşünceye saygı duymayan, kendisi gibi düşünmeyeni ilk fırsatta ötekileştiren, etiketleyen bir siyaset dili olmasın yani. Çünkü bu dil milleti yordu.

Köşe Yazısı
EGE SESSİZ DEĞİŞİM KÜLTÜREL MİRAS MI, EGEMENLİK AŞINMASI MI?
Ege kıyılarında son dönemde gözlemlenen hareketlilik, ilk bakışta sadece yaz turizminin ya da komşuluk ilişkilerinin doğal seyrinden ibaret görülebilir. Ancak Ayvalık ile Midilli hattındaki yoğun gidiş gelişler, bölgedeki tarihi ibadethanelere yönelik adımlar ve geçmişte kalmış idari unvanların yeniden gündeme taşınması, konuyu basit bir kültürel etkileşimin çok ötesine taşıyor. Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları ve uluslararası antlaşmaların çizdiği sınırlar açısından bakıldığında, yanıtlanması gereken kritik soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde kurgulanan bu diplomatik ve dini hamleler Türkiye’ye ne kazandırıyor, bizden ne götürüyor?